KORKUDAN DOĞAN IŞIK ÇAĞI
KORKUDAN DOĞAN IŞIK ÇAĞI

KORKUDAN DOĞAN IŞIK ÇAĞI

Başlangıçta her şey sessizlikti.

Ve o sessizlikten doğan ilk titreşim,
bir bilinmezlikti.

İşte o an, insan kalbinde “korku” doğdu.
Çünkü henüz “ışığı hatırlamıyordu.”

Korku, karanlığın içindeki ilk nefes gibiydi;
sarsıcı ama kutsal.

İnsan onu düşman sandı,
ama korku aslında sadece bir aynaydı.

“Bak,” diyordu,
“Henüz burada kendini sevmeyi unuttun.”

Korku, ruhun pusulasıdır —
seni geri, özüne çağıran titreşim.

Kaçtığında büyür,
baktığında çözülür.

Ve her korkunun merkezinde,
seni bekleyen bir bilgi vardır:

Henüz hatırlamadığın gücün.

Korkunun evrimi, savaşarak değil,
onunla yürüyerek başlar.

Korkunun ellerini tuttuğunda,
onun içindeki sevgi titreşimini hissedersin.

Çünkü o, seni cezalandırmak için değil,
seni dönüştürmek için gelir.

Zihnin “tehdit” dediğine,
ruhun “fırsat” der.

Her korku, seni bir kapının önüne getirir.

O kapı, senin karanlık sandığın yanındır.
Ama gerçekte,
sadece ışığın daha derin bir katmanıdır.

Oraya girmeye cesaret ettiğinde,
korku çözülür,
sevgi kalır.

Çünkü korku, sevgiyi hatırlamanın yoludur.

İnsanlık korkudan kaçtıkça,
ışığı aradığını sandı.

Oysa ışık,
hep o korkunun tam kalbinde gizliydi.

Ve şimdi, kolektif olarak
o kalbe dönüyoruz.

Korkular bir bir çözülürken,
yeni bir bilinç doğuyor:
Işığın korkudan ayrı olmadığını fark eden bilinç.

İşte bu farkındalık,
karanlığı iyileştirir.

Çünkü karanlık asla düşman değildi…
o sadece, sevgiden mahrum kalmış bir ışıktı.

Artık korkma.
Korkunu sev.

Onu kucakla, dinle, onurlandır.

Çünkü sen korkunu aydınlattığında,
yalnız kendi bilincini değil,
kolektifin bilincini de şifalandırırsın.

Ve işte o zaman,
insanlık yeni bir evreye geçer:

Korkudan doğan ışık çağına.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir