Yazmak bir eylem değil, bir yolculuktur.
Dış dünyanın gürültüsünden kaçarken, iç dünyanın fısıltısına varırsın.
Kimsenin seni tam olarak anlayamadığı o anlarda, kalem bir dost olur — seni dinleyen, seni yargılamayan tek varlık.
Bir cümleyle başlarsın.
Sonra fark edersin ki, o cümle seni iyileştiriyor.
Yazdıkça çözülüyorsun, yazdıkça kendini buluyorsun.
Biriken duygular kelimelere dönüşürken, içindeki ağırlık hafifliyor.
Yazmak bir tür aynadır aslında.
İç sesini yansıtır sana, kaçtığın taraflarını, unuttuğun yanlarını gösterir.
Bir cümlede kendi kırılganlığını fark eder, bir başka satırda yeniden doğarsın.
Çünkü insan yazarken yalnızca anlatmaz; anlar, affeder, dönüşür.
Öfke harflerle evcilleşir.
Kırgınlık satır aralarında çözülür.
Mutluluk, bir kelimenin içinde yeniden doğar.
Yazmak böylece bir terapi değil, bir yeniden var olma biçimidir.
Yazdıkların seni güçlendirir, çünkü her kelime senin bilincinden doğar.
Ve bir noktada fark edersin:
Yazmak sadece kendini anlatmak değil, kendini yaratmaktır.
“Bazı cümleler bizi bizden kurtarır, bazılarıysa yeniden kendimize getirir.”